Gökkuşağı nedir nasıl oluşur?

Gökkuşağı nedir? Su damlası ve yakıcı güneş. İşte gökkuşağı bunlardan doğar. Peki ya nasıl doğar? Atalarımız gökkuşağından çok korkarlardı. Onu Tanrının ve elçilerinin geçmesi için yapılmış bir köprü olarak görüyorlardı. Yağmur ve güneş ilişkisi ilk olarak M.Ö 310 yıllarında Aristoteles tarafından ileri sürüldü. Günümüzde ise bir sır olmaktan çıktı.

Altından geçenin cinsiyetinin değişeceği veya yere değdiği noktada bir küp altın gömülü olduğu lafları yalnız şakalarda kullanılıyor. Aslına bakarsanız gökyüzünde sabit bir gökkuşağı oluşmuyor. Herkesin bakış yönüne nazaran gördüğü gökkuşağı farklı yerde oluyor. Gökkuşağına doğru gidilince görülebildiği sürece kişiye hep aynı mesafede kalıyor.

Gökyüzünde gökkuşağı görmüş olduğunüz zaman biliniz ki o yağmur damlalarından oluşmaktadır ama güneş ne olursa olsun arkanızdadır. Güneşin paralel gelen ışınları başınızın üstünden geçerek yağmur damlalarına çarparlar. Yağmur damlaları ışığı renklerine ayıracak bir prizma görevi görürler.

Sarı benzer biçimde görünmesine rağmen güneş ışığı aslen beyazdır ve bütün renkler onun içindedir. Yağmur damlasının içine girince kırmızı turuncu sarı yeşil mavi lacivert ve mor renklere ayrışır. Mor renk çemberin içinde kırmızı ise en dışındadır.

Yağmur damlası çocukken oynadığımız misket yada bilye gibi küresel saydam bir şekildedir. Güneş ışığı bu kendi tarafındaki yüzeyinden direkt içine girer. İçinde renklere ayrışır ve kürenin arkasına vurarak gerisin geriye yansır. Işığın damlanın arka yüzünden yansımasının nedeni içbükey dışbükey mercek özelliklerindendir.

Ayrışmış renkler içbükey arka yüzden çeşitli açılarda yansımalarından gözümüze sırayla dizili renklerden oluşmuş bir bant şeklinde görünüyorlar. Gökkuşağını görebilmek için Güneş hepimiz ve yağmur damlaları muhakkak belirli bir açıda dizilmek zorundayız. Milyonlarca yağmur damlasından yansıyan ışınların gözümüze geliş açıları mutlaka aynı olmalıdır ki bizler gökkuşağını görebilelim.

Yağmurdan yansıyan ışınların gözümüzde odaklaşabilmeleri için bir daire şeklinde dizilmiş olmaları gerekir. Aslına bakarsak o bölgedeki bütün yağmur damlaları gelen ışığı renklere ayrıştırarak yansıtırlar ama bir tek bir yarım daire içinde olan yağmur damlalarından yansıyanlar gözümüze odaklaşırlar.

Bizler de bir tek o yağmur damlalarından gözümüze gelen renklerine ayrılmış ışınları görebildiğimizden gökkuşağını da yarım daire şeklinde görürüz. Bazen bir uçaktan yada yüksek bir dağdan baktığımızda gökkuşağını tam daire şeklinde görmemiz de mümkün olabilmektedir.

Güneş ne kadar yüksek olursa gökkuşağı dairesi de o kadar aşağı iner. Bunun içindir ki yedi renkli gökkuşağını sabah ve akşam yağışlarından sonrasında daha çok görürüz.

Genellikle fark edilmez fakat gökkuşağı daima içice iki halkadan kaynaklanır. İkinci dönem pek dikkat çekmez. Bir ikinci zayıf kuşağın daha bulunmasının nedeni bazı güneş ışıklarının su damlasının iç yüzeyine bir kez değil iki defa çarpmalarıdır. Böylece parlaklıklarını yitiren ışıklardan oluşan ikinci gökkuşağı güç bela görülür. Birinci kuşakta kırmızı renk şeridin en haricinde iken ikinci kuşakta en içtedir. Diğer renklerin sıralamaları da terstir.

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir